ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI SAYIN FARUK ÇELİK’İN ILO YÖNETİM KURULU TOPLANTISI ÜST DÜZEYLİ BÖLÜMÜ’NE HİTABI

FARUK ÇELİK 23.03.2015

Sayın Başkan,

Saygıdeğer Bakanlar,

Sayın Büyükelçiler,

ILO’nun Değerli Genel Direktörü,

Saygıdeğer Yönetim Kurulu Üyeleri,

Hanımefendiler, Beyefendiler,

ILO Yönetim Kurulu’nun üyesi olarak ve G20 Dönem Başkanlığını temsilen bu üst düzeyli etkinlikte sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyorum.

Nazik davetlerinden dolayı Sayın Genel Direktör’e teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan,

Değerli Delegeler,

Tarih boyunca insanoğlu, bir var olma mücadelesi içinde olmuştur.Sanayi Devrimi’yle birlikte bu mücadele; iyi bir işe, gelire ve insanca çalışma şartlarına sahip olmaya dönüşmüştür. Sizlerin de bu çatı altında sıkça tartıştığınız ve mutabık kaldığınız üzere; istihdam şahsiyet kazandırıyor, sosyal içerme sağlıyor ve istikrar getiriyor.


İşsizlik ise insanların dışlanmasına ve toplumsal huzursuzluklara neden oluyor.

Bugün dünyada en çok üzerinde durulması gereken konu kaliteli işler yaratılmasıdır. 2012 yılında Birleşmiş Milletler tarafından başlatılan ve halen devam eden “Benim Dünyam” adlı 7,2 milyon kişinin katıldığı ankette insanlara hayattaki önceliklerinin neler olduğu soruluyor.

Anket sonuçlarında ilk üç sırada:

1) İyi bir eğitim

2) Daha iyi sağlık hizmetleri

3) Daha iyi bir iş/istihdam imkânı

yer alıyor.

Bu üç öncelik, insanoğlunun var olma mücadelesinin günümüzdeki yansımasıdır ve bundan çıkaracağımız dersler bulunuyor.

21’inci yüzyıldan hepimizin beklentisi yüksekti. Yeni Milenyum’a büyük umutlarla ve iddialı hedeflerle girmiştik. Maalesef, bu yüzyıl da yıkım ve vahşet görüntüleriyle başladı. Birinci Dünya Savaşı’nın yüzüncü yılında, dünya yine savaşlar ve krizlerle boğuşuyor. Dünya nüfusu yedi milyarı aştı.

Fakat bugün en zengin 85 kişinin servetiyle, dünya nüfusunun yarısını oluşturan üç buçuk milyar kişinin kazancının eşit olması hepimizi düşündürmesi gereken bir gelişmedir.

Maalesef zengin daha zengin, yoksul daha da yoksul hale geldi.

Değerli Delegeler,

- Dünyada her gece 1 milyar insan aç yatıyor.

- Göçmenlerin sayısı 232 milyonu aştı.

- Doğal afetler, iklim değişikliği ve çevreye verilen tahribat ekonomileri olumsuz etkiledi.

- Dünya, Büyük Buhran’dan bu yana gördüğü en büyük ekonomik krizi atlatmaya çalışıyor.

Krizden çıkış, kırılgan bir süreç olarak, devam ediyor; büyüme hızları yavaşlıyor ve büyüme tahminleri aşağı yönlü revize ediliyor.

Böyle bir ortamda istihdam ve çalışanların temel hakları nasıl etkileniyor?

- ILO’ya göre dünyadaki işsiz sayısı kriz öncesi döneme kıyasla 31 milyon daha arttı ve 201 milyona ulaştı.

- 75 milyona yakın genç işsiz durumda.

- Kadınların işgücüne katılımı bazı ülkelerde arzu edilen seviyede değil ve bu da büyüme potansiyelini olumsuz etkiliyor.

- Bunlara zor şartlar altında çalışan ve yoksulluğun pençesinde kıvranan yüz milyonlarca çalışanı da eklediğimizde krizin etki alanı aslında daha da genişliyor.

- İşgücü piyasasında kriz öncesi duruma dönebilmek için önümüzdeki beş yıl içerisinde 280 milyon yeni iş oluşturulması gerekiyor.

- Emeğin verimliliği ve büyümeye katkısı artarken, çalışanların milli gelirden aldıkları pay aynı oranda artmıyor ve azalıyor.

- Krizi atlatmak amacıyla uygulanan sosyal dampingler, çalışanların sosyal haklarında gerilemeye neden oluyor.

İşte böyle bir tablo ile karşı karşıyayız.

Bu durum, 21’inci yüzyıl için kimsenin hayal ettiği bir tablo değildi.

Bu olumsuz gidişi değiştirmek için ülkelerin bireysel gayretleri kadar, ortak çabaların da etkili ve verimli bir şekilde ortaya konulması gerektiğini düşünüyorum.

Bunun en güzel örneği, Sayın Amina Muhammed’in de değindiği, BM’nin Binyıl Kalkınma Hedefleri olmuştur.

Bugüne kadar ülkelerin sahiplenmesi ile pek çok alanda ilerleme ve başarı kaydedildi ve buna şimdi 2015-sonrası süreç için yeni boyutlar da eklenecek ve eminim daha iyi bir dünya herkes için gerçek olacak. Bu çerçevede, “saygın iş” odaklı bir istihdam anlayışının 2015-sonrası kalkınma gündemine alınması önemli ve umut verici bir gelişme olacaktır. ILO’nun burada önemli bir rol üstlenebileceğine inanıyorum ve değerli katkıları olacağına eminim.

Sayın Başkan,

Değerli Delegeler,

Az önce de ifade ettiğim gibi, krizlerle mücadelede ortak çabaların önemi ve etkisi büyük. Örneğin, G20 ülkelerinin küresel finans krizine karşı aldıkları ortak tedbirler ve koordineli çalışmalar, birçok ülkede krizin etkilerinin beklenenden daha az hissedilmesini sağlamıştır. Dünya nüfusunun üçte ikisini ve küresel ekonominin %85’ini temsil eden G20 ülkeleri, küresel dayanışmanın en güzel örneklerinden birini sergilemiştir. Biz de Türkiye Cumhuriyeti olarak bu yıl G20 dönem başkanlığımızda ele almak üzere üç ana öncelik belirledik.

Bunlar İngilizce olarak üç “i” şeklinde anılıyor:

Yatırımlar,

kapsayıcılık ve

uygulama.

Büyüme için olmazsa olmaz koşullardan biri yatırımlardır.

Altyapı yatırımları olacak, kapsayıcı bir istihdam ortamı olacak, insanlar daha iyi gelir elde edecek, üretim ve tüketim artacak; ve nihai olarak ekonomik büyüme gerçekleşecek. Büyüme ise beraberinde daha çok yatırımları getirecek. Başarı, işte bu döngüyü sürdürülebilir kılmaktan geçiyor.

Bu yıl boyunca G20 düzeyinde büyümeyi nasıl kapsayıcı hale getirebiliriz, onu da tartışacağız.

Hatta bunun da ötesine geçerek, büyümeyi tüm dünyaya adil bir şekilde nasıl yayabiliriz, bunları da konuşacağız.

Uygulama ise sizin kredibilitenizi ve kararlılığınızı göstermesi bakımından önemli.

Bugüne kadar G20’de pek çok farklı kararlar alındı, eylem planları kabul edildi.

Bunların bir kısmı hayata geçirildi, bir kısmının ise uygulamasının takibi yapılamadı.

Artık G20’de söylemleri eyleme geçirmenin zamanı geldiğini düşünüyoruz.

Değerli Delegeler,

G20’de Çalışma Bakanları olarak da önemli çalışmalar yapıyoruz.

2010 yılından bu yana her yıl düzenli olarak bir araya geliyoruz; çalışma hayatı ve istihdama dair konuları, sorunları ele alıyoruz. Bugüne kadar, nitelikli istihdam oluşturulması, genç istihdamının artırılması, kadınların işgücüne katılımının artırılması, sosyal koruma, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin yaygınlaştırılması gibi pek çok alanda somut adımlar attık, hedefler belirledik ve bu hedeflere yönelik çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Örneğin, geçtiğimiz yıl G20 düzeyinde kadınların işgücüne katılımıyla ilgili somut bir hedef belirledik.

Ülkelerimizde kadınlarla erkekler arasındaki işgücüne katılım oranlarındaki farkı 2025 yılına kadar %25 oranında azaltmayı taahhüt ettik. Uluslararası kuruluşların tahminlerine göre, bu hedef yakalanırsa 100 milyondan fazla kadın işgücü piyasasına girmiş olacak. Elbette istihdam alanındaki çalışmaları gerçekleştirirken diğer alanlarla koordinasyona da önem veriyoruz. Makroekonomik politikalar belirlenirken bunun işgücü piyasasına etkilerinin de iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu gerçekten hareketle, bu yıl Eylül ayında G20 Finans ve Çalışma Bakanları olarak ortak bir toplantı düzenlemeyi de planlıyoruz. Bu toplantıda büyüme-istihdam bağlantısının güçlendirilmesi ve ücretler gibi her iki tarafı ilgilendiren ortak konularda neler yapabileceğimizi konuşacağız.

Öte yandan, ücretlerin milli gelir içinde azalan payı konusunu derinlemesine ele almak ve çözüm önerileri geliştirmek amacıyla, geçtiğimiz ay G20 İstihdam Çalışma Grubu çerçevesinde bir alt çalışma grubu kurulmasına da karar verdik. Buradan çıkacak sonuçların ve önerilerin hem Çalışma Bakanlarına hem de Finans Bakanlarına yol gösterici olacağını düşünüyorum.

Sayın Başkan,

Değerli Delegeler,

Konuşmamın bu kısmında kısaca Türkiye’deki gelişmelerden söz etmek istiyorum.

Küresel krizin hemen öncesinde yıllık büyüme hızı %9’lara kadar çıkan Türkiye ekonomisi, geçtiğimiz on yıl içerisinde attığımız kararlı adımlar, hayata geçirdiğimiz yapısal reformlar ve siyasi istikrar sayesinde güçlü bir şekilde yoluna devam etmektedir. Her ne kadar yükselen piyasalardaki durağanlıktan etkilenmiş ve büyüme hızında bir azalma yaşanmışsa da, Türkiye ekonomisi son 20 çeyrektir kesintisiz büyümesini sürdürmüştür. İstihdam dostu ve istihdam odaklı bir büyüme anlayışının yanı sıra; insan kaynaklarımıza yaptığımız yatırımlar sayesinde, krize rağmen güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme trendini korumayı başardık.

Böylece;

- 2002’de 220 milyar Dolar olan milli gelirimizi 822 milyar Dolar’a;

- Kişi başına düşen milli geliri 3.000 Dolar’dan 11.000 Dolar’a;

- Dış ticaret hacmini de 88 milyar Dolar’dan 400 milyar Dolar’a çıkardık.

- Artık günlük 2,15 Dolar’ın altında yaşayan vatandaşımız bulunmamaktadır.

- 4,3 Dolar’ın altında bir gelire sahip olan nüfusun oranı ise %30’dan %2’ye gerilemiştir.

- 2002’ye kıyasla asgari ücreti nominal olarak %415 artırdık. ILO’ya göre Türkiye, asgari ücret mekanizmasını en iyi uygulayan ve ortalama ücretleri en çok artıran ülkeler arasındadır.

- Dünya Bankası’nın raporuna göre son on yılda Türkiye’de orta sınıf iki kat büyüdü.

- Türkiye, OECD ülkeleri arasında gelir dağılımını en hızlı düzelten ülke oldu.

- Türkiye aynı zamanda, diğer ülkelere yönelik yardımlarını en çok artıran ülke oldu. 2013 yılında Türkiye’nin resmi kalkınma yardımları toplamı 3,3 milyar Doları bulmuştur.

Sayın Başkan,

Değerli Delegeler,

Ekonomide gösterdiğimiz bu başarılı performansın çalışma hayatına ve istihdama olumlu yansımaları oldu. Bu sayede, krize rağmen istihdamda önemli artışlar kaydettik. 2009 yılından bu yana Türkiye’de istihdam 5,3 milyon arttı. Sadece geçtiğimiz yıl 1 milyon 400 bin kişi için ilave istihdam oluşturduk.

Mesleki eğitim, işbaşı eğitimi ve girişimcilik eğitimi gibi aktif işgücü programlarına yılda ortalama 1 milyar Dolar kaynak ayırıyoruz. Gençler, kadınlar ve engelliler gibi dezavantajlı grupların istihdamı başta olmak üzere, bölgesel teşviklerle ve işverenlere sigorta prim indirimleri yoluyla istihdamın artırılmasını sağladık.

Genel Sağlık Sigortası ile nüfusumuzun tamamına nitelikli sağlık hizmetlerine ücretsiz erişim imkânı getirdik. Sendikal mevzuatımızı taraflarla uzlaşı içinde tümden değiştirerek günümüz endüstri ilişkilerine uygun bir hale getirdik. Örgütlenmenin önündeki engelleri kaldırdık ve toplu sözleşme hakkını kamu çalışanlarını da kapsayacak şekilde genişlettik. ILO normları ve AB standartlarına uygun bir şekilde hazırladığımız müstakil bir İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nı 2012 yılında yürürlüğe koyduk.

Sayın Başkan,

Değerli Delegeler,

Konuşmama son vermeden önce önemli bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Suriye’de dört yılı aşkın süredir devam eden iç savaş nedeniyle, ülke nüfusunun yarısından fazlası yerinden edilmiş durumdadır. Bu durum, Birleşmiş Milletler tarafından yakın tarihimizin en büyük yerinden edilme durumu olarak nitelenmektedir.

Türkiye’nin sınırının hemen ötesinde yaşanan bu soruna duyarsız kalması ne insanlığa, ne kültürüne ne de tarihi misyonuna uygun düşmezdi. Sorunun başladığı günden bu yana, iç savaştan kaçan bu insanlara hem sınır kapılarımızı hem de gönlümüzü açtık.

Bugüne kadar Türkiye’ye gelen Suriyeli sayısı 1 milyon 700 bini aşmıştır.

Bu haliyle Türkiye, barındırdığı Suriyeli sayısı bakımından dünyada ilk sıradadır.

Türkiye şu anda Geçiçi Koruma mevzuatı bulunan ve bunu uygulayan tek ülkedir.

Bu düzenlemeler ile Suriye vatandaşlarına ülkemizde oturma, eğitim, sağlık gibi tüm kamu hizmetlerinden yararlanma hakkı sağlanmıştır.

Türkiye, dünyada eşi benzeri olmayan bir dayanışma örneği sergilemektedir ve bugüne kadar toplam 5 milyar Dolar’ın üzerinde bir harcama yapmış bulunmaktadır.

Bu konuda daha fazla uluslararası dayanışmaya ihtiyaç olduğu ortada iken, uluslararası camianın harekete geçmekte çekingen durması ise üzücüdür. BM Gıda Programı’nın kaynak yetersizliği nedeniyle Türkiye’de bulunan Suriyelilere yönelik gıda yardımını askıya alması da düşündürücü ve vahim bir gelişmedir.

Türkiye, her zaman olduğu gibi, Suriyeli kardeşlerine yardım etmeye devam edecektir.

Bu çerçevede, hem diğer ülkeleri, hem de uluslararası örgütleri insanlık adına harekete geçmeye ve daha fazla yardımda bulunmaya çağırıyorum.

Sayın Başkan,

Değerli Delegeler,

Sözlerimin sonunda, bugün sizlere seslenme fırsatını sunan ILO’ya ve değerli yöneticilerine teşekkür etmek istiyorum.

Yüzüncü yıldönümünü kutlamaya hazırlanan ILO, yaptığı çalışmalarla, ortaya koyduğu sözleşme ve raporlarıyla bizlere yol gösterici olmaya devam ediyor. Her organizmada olduğu gibi, ILO’nun da yenilenmeye ve günümüz koşullarına uyarlanmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Köklü tarihinden gelen birikim ve uzmanlığını geleceğe taşımak için bunun gerekli olduğuna inanıyorum. ILO’nun üçlü yapısını daha verimli ve etkili kullanması; hem dünyada çalışma standartlarının yükseltilmesine, hem de 2015-sonrası kalkınma gündemine önemli katkılar sunacaktır.

G20 çerçevesinde yürütülen çalışmalara sunduğu aktif katkılar ile ILO, küresel gündemin şekillenmesinde de söz sahibi olacaktır. ILO’dan ilham alan G20, çalışmalarını sadece hükümetlerle sınırlamamış; aynı zamanda L20 ve B20’yi de oluşturarak çalışanların ve işverenlerin de bu süreçlere katılımını temin etmiştir.

Yaklaşık yüz yıldır bir arada olduğumuz bu kutsal çatı altında yapacağımız çalışmalarla üçlü yapıdan gelen sinerjiyi etkin bir şekilde kullanmak bizim elimizde.

Daha iyi bir dünya ve daha iyi bir çalışma hayatı dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.


Atatürk

Sadık Arslan Ambassador

1/1/2021 1/1/2021 New Year's Day
4/2/2021 4/2/2021 Vendredi Saint
4/5/2021 4/5/2021 Lundi de Pâques
5/13/2021 5/13/2021 Eid Al-Fitr
5/24/2021 5/24/2021 Whit Monday
7/20/2021 7/20/2021 Eid al-Adha
8/2/2021 8/2/2021 Swiss National Day
9/9/2021 9/9/2021 Jeûne genevois
12/24/2021 12/24/2021 Christmas Day